Lubliyana, Zagrep, Villach Gezilecek Görülecek Yerler "Ağustos 2013"



İş arkadaşımlarından biri sene başında Slovenya’nın başkenti Lubliyana’ya şeker bayramı için 60 Euro'ya gidiş dönüş uçak bileti olduğunu haber verince TT sensörlerimiz (tutumlu turist) alarma geçiyor. Kuzuları büyüklere bırakıp yurtdışına gitmişliğimiz çok ama bayramlarda bırakmışlığımız hiç yok. Olurdu olmazdı derken, bırakamasak da yanar napalım deyip biletleri alıyoruz.


6 yıl önce annem, babam ve arkadaşlarımız ile yaptığımız İtalya turunda uçağımız Lubliyana havaalanına iniş yapıp İtalya'ya geçtiğimizden gidişte Lubliyana merkezini dönüşte de Bled gölü’nü kısa da olsa görme fırsatımız olmuş ve tadı damağımızda kalmıştı. Bu nedenle tekrar görecek olma fikri bize gayet cazip geliyor.

Şeker bayramı gelip çatıyor. Kuzuları babaanne yazlığına bırakıyor, bayramın 2. günü sabahı çok erken bir saatte Adria havayolları ile Lubliyana'ya uçuyoruz. Önceden rezervasyon yaptırdığımız rent a car bürosunu bulmamız zor olmuyor ama arabayı teslim edecek eleman bir türlü oraya varamıyor. Biz de beklemekten sıkılıyor ve kalkmak üzere olan bir shuttle'a atlayıp otelimize rahatlıkla ulaşılıyoruz.

Otelimiz Ljubliana City Center Hotel, adı gibi şehir merkezinde, odaları baştanbaşa yenilenmiş gayet düzgün bir otel. Her zamanki gibi eşyaları bırakır bırakmaz kendimizi sokaklara vuruyoruz.


Lubliyana ortasından geçen nehrin etrafında kurulmuş sevimli, romantik, canlı, tertemiz ve bakımlı bir şehir. Gezmesi çok kolay ve keyifli. Tüm turistik yerler yürüme mesafesinde. Nehrin iki yakası da uzunca bir hat üzerinde üçer dörder katlı binaların altında kafeler, restoranlar ve bunların dışarı koydukları masalarda oturmuş gençler ve turistlerle dolu. Nehrin üzerini pek çok köprü süslüyor. Günün her hangi bir saatinde bu köprülerin üzerinde, köşesinde sokak çalgıcılarına rastlamak mümkün.

Nehir boyu gezimiz sonrasında semt pazarına göz atıp biraz ilerisindeki teleferikle gezilecek yerler ve görülecek yerler listesinin başında olan olan Lubliyana Kalesi'ne çıkıyoruz.Kalenin ortasındaki avluda gezinin ilk yemeği olarak ev yapımı sosis patates ve bira üçlüsünün tadını çıkarıyoruz. 
 

Kaleden iniş için orman içinden gidilen patika yolu tercih ediyoruz ve bir çırpıda tekrar merkezdeyiz:) Güpegündüz hava birden kararıyor, patladı patlayacak. Sığınacak bir yer seçelim diye bakınırken yağmur başlıyor ve seçim şansımız kalmadan önümüze gelen ilk kafeye dalıyoruz. O an dejavu yaşıyoruz. Bu kafe bizim Lubliyana' ya ilk gelişimizde yağmurdan kaçarken babamlarla birlikte sığınıp kafede tanıştığımız bir profesörle birlikte şarap eşliğinde sohbet ettiğimiz kafe.

Bu sefer daha bir yaz sanki, bira tercih ediyoruz. Anlaşılan o ki Lubliyana’da yaz kış fark etmiyor her an yağmur yağabiliyor. Uçak alçalırken dikkatimizi çeken hiç görmediğimiz sıklıktaki yemyeşil ormanların bir açıklaması olmalı zaten:) Yağmur diniyor ve tekrar sokaklardayız. 
 

Yürüyerek Tivoli Park' a ulaşıyoruz. Tivoli şehir merkezine çok yakın olmasına rağmen devasa boyutta ağaçları olan, devasa boyutta bir park. Dağların eteklerine kadar uzanan yemyeşil alanın ucu bucağı yok gibi. Bunun dışında Lubliyana halkının köpek gezdirip koşu yaptığı standart bir park işte, turistik açıdan pek bir aktivitesi yok. Yürüyüş bizi acıktırıyor, kendimizi kalamar tava ve bira ikilisiyle nehir kıyısında ara öğün yaparken buluyoruz:)

Otel yakın aslında, gidip biraz da ara uyku mu yapsak? Süper fikir. Akşama doğru uykular alınmış, gözler ışıl ışıl, yine sokaklardayız. Lubliyana merkezi hakikaten çok küçük, aynı yerlerden geçip duruyoruz. Yarın ve öbür gün için alternatif plan şart! Akşam yemeği sonrası eğlenebileceğimiz bir yer bakıyoruz ama yok gibi, enteresan! Oysaki ne kadar da aktif, dinamik, heyecanlıydık! Kısmet diyor, günü bitiriyoruz. Ertesi sabah, bir önceki gün arabayı teslim etmekte geç kaldıkları için özür baabında kiralık arabamızı otelimizin önüne kadar getiriyorlar. Üstelik ekonomi grubundan bir araç rezerve etmiş olmamıza rağmen gelen bir Touran. Bu favor’a müteşekkir olup, arabamıza atladığımız gibi yola koyuluyoruz. Hedefimiz Hırvatistan'ın başkenti Zagreb. 

Lubliyana Zagreb arasındaki yol otoban olduğu için rahat bir yolculuk oluyor. Tam 1,5 saat sonra Zagreb merkezinde arabamızı park etmiş bulunuyoruz. Park ettiğimiz bölge sakin gibi derken az sonra kendimizi büyük bir meydanda kurulmuş cıvıl cıvıl bir semt pazarının ortasında buluyoruz. 
 

Dolac pazarı şehrin merkezinde, pazarcı teyzelerin sebze meyve sattığı, etrafındaki kafelerde de al yanaklı gürbüz Hırvat amcaların sabah çayı yudumlar gibi sabah biralarını yudumladığı hem turistik hem lokal bir pazar. Pazarı gezip devam ettiğimizde sağlı sollu kafelerin, restoranların, atölye ve galerilerin bulunduğu araç girişine kapalı, sevimli bir sokak olan Tkalciceva'ya ulaşıyoruz. Öğle yemeği yiyeceğimiz mekân belli oldu:)

Ama öncesinde tarihi ve turistik mekân gezisi yapmaya koyuluyoruz. Şehir Gornji Grad (Upper Town) ve Donji Grad (Lower Town) olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Biz Ortaçağ'dan kalan eserlerin yoğunlaştığı Gornji Grad kısmını geziyoruz. Bu tercihimizde ortaçağ eserlerine olan özel ilgimizden ziyade restoran sokağı Tkalciceva'ya olan mesafemizi koruma isteğimizin etkisi var:)

Zagreb katedrali ve St. Mark kilisesi önünde pozlarımızı verdikten sonra Lotrscak Kulesi’nin önündeki tepeden şehri izliyoruz. Tüm Zagreb ayaklarımızın altında... 


Restoran sokağına geri dönüyor, tipini beğendiklerimizin menülerini inceliyoruz, vaktiyle çok beğenmiş olduğumuz Saraybosna mutfağından seçenekler sunan bir restoranı tercih ediyoruz. Güzel köftelerin kokusu üzerimizde mıknatıs etkisi yaratıyor. Köfte patates ve içimi hoş, buz gibi bir Ouzjsko birası, yaz günü iyi geliyor:) Yan masamızda oturan çiftin yediği bol krema soslu et yemeğinde gözüm kalıyor. Meğer Zagreb'in spesiyali buymuş. Çok geç! Karnımız doydu bile, bu spesiyal başka bir bahara kalıyor:( Yemek sonrası Lower Town tarafına geçip şehrin modern kısmını geziyoruz. Meydanlar arasında en renkli bulduğumuz Cvjetni Meydanı ndaki kafelerden birinde bir bira daha hüplettikten sonra dönüşe geçiyoruz. Sahi arabayı nereye bırakmıştık:) Lubliyana’ya dönmeden önce yolumuzun üzerindeki ortaçağdan kalma Skofja Loka şehrine uğruyoruz. 
 

Vardığımızda hava kararmak üzere, sokaklarda in cin çift kale, hakikaten de orta çağa ışınlanmışız gibi bir ortam var, hafiften ürperiyorum. Meydana doğru ilerlediğimizde bir konser hazırlığı görüyoruz. Bu ambiyansa kilise korosu konseri yakışır aslında ama bu bildiğin no name bir grubun popüler şarkıları icra ettiği pop rock tarzında bir konser... 

Karton bardakta satılan biralardan biz de alıp kalabalığa karışıyoruz ama nedense pek havaya giremiyor, bir iki şarkı dinleyip Skopje Loka'dan ayrılıyoruz. 

Ve yine Lubliyana’dayız. 100 den fazla pizza çeşidinin olduğu bir pizzacının nehir kıyısındaki masalarından birinde üçüz köprünün ışıl ışıl manzarası eşliğinde pizza şarap yapıyoruz. Gece hayatı tırt malum, yorgunuz da zaten, yemek sonrası odamıza dönüyoruz. 


Üçüncü ve son günümüzde rotamız Göller Bölgesi. Meşhur Bled Gölü'nü ilk Lubliyana gezimize de görmüştük. Tavsiye üzerine Bled' i pas geçip öncelikle Bohinj Gölü'ne gidiyoruz. Ne kadar da iyi ediyoruz. Burası tek kelimeyle MUHTEŞEM! 

Nette okuduğum şu söz durumu çok güzel ifade ediyor. "Many visitors to Slovenia say they've never seen a more beautiful lake than Bled… That is, until they've seen Lake Bohinj." 


Gölün etrafında turlayıp kalabalık olmayan ve gölün güneş alan bir tarafını seçip konuşlanıyoruz:) Böyle güzel bir göl manzarası, böyle güzel bir göl rengi ben ömrümde görmedim. Hemen suya atlıyoruz. Su epey serin. Ne de olsa dağların arasında, 2 bin metre rakımdaki bir gölde yüzüyoruz.

Bohinj'e yarım saat mesafedeki Bled gölüne geri dönüyoruz. Artık Bled pek de etkileyici gelmiyor. Aslında Bled de farklı açıdan güzel. Bohinj gibi rengi insanı kendinden alan, yüzülesi bir göl değil ama onun da özelliği etrafında çevrili dağları, ortasındaki adacığı ve ada üzerindeki Kilisesi ile manzara açısından farklı ve görkemli oluşu. Bled etrafında Bohinj’ in aksine pek çok otel ve restoran mevcut. Bunun yanı sıra yelken, bisiklet, golf, kano gibi aktiviteler yapılabiliyor. Biz de etrafında turlayıp, Hotel Villa Preseren'in göle nazır restoranında öğle yemeğimizi aldıktan sonra göller bölgesinden ayrılıyoruz. 


Slovenya’nın Avusturya sınırına yakın bir bölgesindeyiz. Bu kadar yaklaşmışken Avusturya'nın Slovenya sınırına yakın bölgesindeki Villach şehrini görelim istiyoruz. Bled gölü ile Villach arası yalnızca 50 km. Sınırdan beklemeden geçiyor, güneşli bir pazar günü Villach' a ulaşıyoruz. Sanırım Villach halkı da güneşli bir pazar gününü fırsat bilip başka yerlere ulaşmışlar çünkü şehir terk edilmiş gibi.

Villach, Drau nehrinin bumerang şeklini aldığı bir bölgesinde kurulmuş, tarihi bir şehir. Nehir üstü kurulmuş tüm şehirler gibi Villach'da da bol bol köprü var. Bumerangın içine aldığı kısım şehrin old town bölgesi. Burada sevimli bir meydan var. Ancak biz gittiğimizde meydan çevresindeki tüm dükkânlar kapalı. Kafelerin dışarıdaki masalarında bir iki tane ağzı burnu küpeli genç ve bizim gibi yaz mevsiminde bir pazar günü Villach’a gelme gafletinde bulunmuş üç beş mal turistten başka kimse yok! 
 

Avusturya'ya kadar geldik, bir weissbier içelim diyoruz, oturduğumuz kafede o da yok, arpa birasına talim ediyoruz. Uyuz olduk biz bu Villach’a. Arabamıza atlayıp Avusturya' yı terk ediyoruz. Avusturya'nın da çok umuruydu:) 

Uçağımız gece 12 de kalkıyor. Villach’dan direkt havaalanına gitmeyi planlamıştık ama henüz saat 6 suları, Villach ona ayırdığımız süreyi iyi değerlendiremedi. Biz de Slovenya sınırlarına girdikten sonra yolumuzun üstündeki Kranj şehrine bir şans verelim diyor, navigatörümüze yeni rotamızı giriyoruz. 

Kranj iki nehir arasında kurulmuş, tarihi güzellikleri korunmuş, old town kısmındaki rengârenk binaları ile gördüğümüz kadarıyla gayet sevimli bir şehir. Old town sokaklarını arşınlayıp camdan yapılmış şehir terasından manzaraya baktıktan sonra kilisenin bahçesindeki kafede son bir drink alıyoruz ve veda zamanı... 

Kiralık arabamızın benzin deposunu fulletip havaalanının yolunu tutuyor, 3 gün 3 ülke 3 şehir turumuzun sonuna geliyoruz. Bir başka turda görüşmek ümidiyle:)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,