Çocuklarla Kapadokya Gezilecek Görülecek Yerler “23 Nisan 2012”



Yazı tura atarak başlıyoruz Kapadokya seyahatimize. Geziye bir gün kala kuzularımızın hala ateşli ve öksürüklü olmaları, hava tahminlerinin Nevşehir’i 3 günün 2 sinde yağışlı göstermesi, hafta sonu için gitmiş olduğumuz Varna tatilinden yeni dönmemiz ve Milano tatiline çok az kalması gibi birden fazla işaret “Kapadokya’ya gitmekten vazgeç" diyor bize. Mantığımız kabul ediyor ama içimize sinmiyor. İki mühendis insanız mantıklı olalım diyor, boynumuzu büküp vazgeçiyoruz:(


Eve geliyoruz, içimiz huzursuz. Baktık olmayacak yazı tura atmaya karar veriyoruz ve ne çıkarsa çıksın bir daha sorgulamamaya… Yazı gelirse gidiyoruz, tura gelirse kalıyoruz ve YAZI:):):)

Bu haberi bekliyormuşuz gibi neşe içinde apar topar yarım saatte hem kendimizin hem çocukların valizini hazırlıayıp erkenden yatıyoruz. Sabah 4:30 da teker dönüyor.  

Çocuklar hala hastalar ama sabahın o saatinde bile pür neşeler. 10 dakika içinde babalarıyla beraber tekrar uykuya dalıyorlar. Yolun ilk 2 saatinde şoför benim, uykum gelince baba direksiyona geçiyor, tam ben uykuya dalacakken sevgili oğlum uyanıyor:(

İstanbul Ankara 3,5 saat sürüyor. Gölbaşı'nda çay molası veriyor, burada çay bulamayınca çay ihtiyacımızı yol üstünde motorcularla dolu başka bir çay bahçesinde gideriyoruz:)  Aynı tesiste Do’ lar da kaydıraktan kayma ihtiyaçlarını gideriyorlar:) Tuz gölünün yanından geçtikten sonra öğle suları Nevşehir’e ulaşıyoruz. 

Kapadokya’ya varmadan gezilecek yerler ve görülecek yerler listesinin başlarında olan Ihlara Vadisi’ne uğruyoruz. Park alanında onlarca tur otobüsü var. Turdakiler ile birlikte sürü halinde vadiye iniyoruz. Çok uzun yıllar önce yaptığımız Kapadokya seyahatinden aklımda Ihlara Vadisi'nden etkilendiğim kalmış, bu sefer de çok beğeniyorum. Kuzular ile çok mesafe kat edemiyoruz. Oğlan özellikle hastalık finali modunda hiç yürümek istemiyor. Kucak da kucak, kucak da kucak.


Oğlanı kucakta gören kız da mızırdanıyor. Vadiye indik de geri nasıl çıkacağız kara kara düşünmeye başlıyoruz. Baktım olmuyor, bir süre babalarıyla bırakıp kendim geziyorum, iyi geliyor:) Çıkışta da Allah güç veriyor, yarı kucak yarı bacak yukarı çıkmayı başarıyoruz:) 

Ihlara’dan ayrıldıktan 1 saat sonra Göreme’deki otelimize varıyoruz. Otelimiz Dervish Cave House kayadan oyma otantik otellerden biri. Odamızda şöminemiz, banyomuzda jakuzimiz falan tüm otantik unsurlar mevcut.


Valizleri odaya attıktan ve Kapadokya’ nın meşhur kıymalı pidesinden! yedikten sonra göreme açık hava müzesine gidiyoruz. Kapadokya görsel olarak çok etkileyici gerçekten her yer fotoğraflık. Nereyi çekeceğimizi şaşırıyoruz.


Göreme' den sonra Panorama Tepesi’nde manzarayı izledikten sonra Uçhisar Kalesi’ni ve Uçhisar’ı geziyor, hediyelik ıvır zıvır alıyoruz. Bence bölgenin en otantik kısmı Uçhisar...


Göreme'ye dönüyor, ikizanneleri grubumuzdan arkadaşım Aliye ve ailesi ile Cave House’ larının şık restoranında buluşuyoruz. Aliye ailesi iki dirhem bir çekirdek, bizler ise eşofmanlar içinde, saç baş dağılmış, görüntü harika:)


Sonrasında iki aile birlikte dolaşmak için Göreme Çarşısı' na iniyoruz ama dolaşacak bir yer bulamadığımızdan pek dolaşamıyor, vedalaşıyoruz…

Akşam Kale Teras Restoran'da yöresel çömlek kebabımızı yedikten sonra erkenden odamıza dönüyoruz.


Kuzularla küveti doldurup Jakuzi atraksiyonu yapıyor, bunu niye evde de yapmıyoruz diye hayıflanıyoruz.


Yol yorgunu olduğumuz ve ertesi sabah erkenden balon turuna katılacağım için 10 gibi yatıyoruz...

Gelelim balon olayına…
125 Euro’yu versem mi vermesem mi diye epey düşünüyorum. Niye bu kadar pahalı hiç anlamıyorum. Ama işyerinden kankam Emel’in de aynı anda başka bir grupla Kapadokya’da olması ve balona binecek olmaları bir işarettir diyor, ben de onların ekiple rezervasyon yaptırıyorum. Sabahın karanlığında sessizce odadan çıkıyor, saat 5:30 da beni aldıkları servisle kalkış alanına ulaşıyorum. Balonun çok atraktif bir durumu yok bence, yani keyifli ama heyecanlı değil. Uçan bir balkonda manzara seyri gibi düşünün. Ama balona binilecekse Kapadokya’da binilmesi isabetli olur. Çünkü muhteşem bir manzarada yükselen etraftaki onlarca balonu izlemek bile çok güzel:)


Balona gidiyorum, biniyorum, iniyorum, şampanyamızı patlatıyoruz, sertifikamızı alıyoruz, otele bırakıyorlar falan, saat 8:30 olmuş, bizimkiler ne yaptı diye merak içinde odamıza geliyorum, kapıyı dinliyorum çıt yok!  Mışıl mışıl uyuyorlar hala. Hey maşallah:)

Birlikte Cave House'umuzun güzel kahvaltı salonunda güzel bir kahvaltı ediyoruz. Bahçesinde çayımızı yudumluyoruz.


Sonra ver elini Ürgüp ver elini Avanos. Ürgüp’te pek bir şey yok. Peri bacalarının en güzeli olan 3 güzellerle fotomuzu alıyoruz, Asmalı Konak’ı ziyaret ediyoruz. Konağı, avluyu, duvardaki resimleri falan görünce duygulanıp, gözlerim doluyor. Çaktırmıyorum tabi de enteresan yani… Sanki çocukluğumdan kalma bir yere gitmişim gibi oluyor. Dizi sahneleri gözümün önüne geliyor falan. Neredeyse ağlayacağım. Allah’ım dedim noluyorum.  Ya uykusuzluk başıma vurdu ya sabah balondan indikten sonra içtiğimiz şampanya sabah sabah çarptı bilemiyorum:)


Ürgüp’ten sonra Avanos’ta çanak çömlek yapımına katılıyoruz. Dodo bayıldı,  ayrılmak istemiyor. “Hadi oğlum” diyorum “Bitsin öyle gidelim” diyor. 3 ayrı çömlekçiye giriyor, tüm turistlerin çömlek yapamamaları izliyoruz!


Çömlekçilerden birinin önünde yapma eşek ve deve var. Bizimkiler üzerinden inmiyor. Dönüşte bir baktık ki Didemle İrem de aynı deve ve eşek üzerinde aynı fotoyu çektiriyorlar:) . Dünya küçük, yapılabiliteler sınırlı:)


Kızılırmak kenarındaki kafelerden birinde oturup çakma gondolları izliyoruz.

Avanos’tan ayrılıp Paşabağ ve Çavuşin’de biraz daha sarkıt dikit gezip dönüş yoluna koyuluyoruz.


Bir gezi masalı daha böyle bitiyor. Babamın da dediği gibi "Gezmek gibisi var mı be çocuğum" :)


Etiketler: , , , , , , , , , , , ,